Haberler

Haberler.Anadolu'da Halk Haraketleri   
Anadolu'da Halk Haraketleri 

PİR SULTAN'IN YAŞADIĞI DÖNEMLERDE ANADOLU HALK HAREKETLERİ

Enver Cemal ŞAHİN
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği
Merkez Yürütme Kurulu Üyesi
Ve Basın Yayın Sekreteri

Osmanlı Devletinin kuruluşundan sonra yavaş yavaş beylik dönemindeki idarî örgütlenme ve kuruluşundaki felsefelerinden uzaklaşmaya başlanıldı. Zamanla Türkler saray çevrelerinden uzaklaştırıldı ve devlet yönetimi Türk olmayanlarca idare edilmeye başlandı. Özellikle Anadolu'da yaşayan Türkmenler üzerinde kültürlerinden dolayı yoğun baskılar arttı. Çünkü Anadolu Türkmenleri Anadolu'ya gelmeden önceki kültürleri ile Anadolu'da yaşayan yerli halkın kültürlerini harmanlayarak kedilerine yeni bir kültür oluşturuyorlardı.

"(...) XVI. ve XVII. yüzyıllarda çoğu Türk aslından olmayan Osmanlı müellifleri, Anadolu Türklerine ve bilhassa köylülere Etrâk-i bîidrâk demişlerdir. (...) Osmanlı, son asırlara kadar Anadolu'nun insanının ve servetini görülmemiş bir israfla harcamış ve fakat ona hiçbir şey vermemiştir. Bu yüzden Anadolu Türkleri yoksul ve geri kalmış bir cemiyet, Anadolu da harap bir memleket haline gelmiştir. Anadolu halkı arasında idarecilere Osmanlı adı veriliyordu. Bu adın verilmesinde, mensuplarının saray ve ocaktan yetişmeleri ile kavmî bakımdan Türk halkından çıkmamalarının başlıca âmiller olduğu muhakkaktır. Anadolu Türkleri bunlara âdeta yabancı ve müstevlî bir zümre gözü ile bakıyorlardı.

Şalvarı şaltak Osmanlı
Eğeri kaltak Osmanlı
Ekende yok, biçende yok
Yemede ortak Osmanlı"

Kısacası; Türkmenlerle, Osmanlı idaresinin arası pek hoş değildi. Bu nedenle Osmanlı idaresi altındaki Türkmenler başka yöntemler arayışı içine girdiler. Öte yandan Anadolu'nun doğusunda yaşayan Dulkadırlı,  Memluklu, Akkoyunlu ve Karamanlı Türkmen devletleri, Osmanlı istilasına karşı bağımsızlıklarını ve korumak için askeri ve politik konfederasyonlar biçiminde bir araya gelerek bir federasyon oluşturdular. 

Bu çalkantılı dönem olan, 16. yüzyılın hemen başında (1501 yılı) Şah İsmail, Safevi Devletinin kuruluşunu ilan ettikten sonra, Osmanlı - Safevi ilişkileri özel bir durum aldı. Çünkü Anadolu'da yaşayan birçok Türkmen aşiretleri, Safevi Devleti kurulmadan çok önceleri Safevi Şeyhleri ile yakın ilişki içerisinde idiler. Zaten Safevi Devletinin ilk kurucuları: Şamlu, Rumlu, Tekeli, Zülkadır, Afşar, Kabar ve Varsak Türkmenleri idiler.

Şurasını hemen belirteyim ki; Şah İsmail, Safevi Devletini kurarken, Anadolu'da yaşayan Türkmenlerin tümünün Osmanlı Devletine bağlı olduğu yanılgısına düşmeyelim. Öte yandan Safevi Devleti kurulduğunda Osmanlı Devletinin 200 yıllık bir geçmişi olduğu halde, Anadolu'nun büyük bir bölümüne sahip değildi. Anadolu'nun yalnızca Ankara'nın batısı ile Kuzey Anadolu'nun bir bölümünde Osmanlı egemenliğinden bahsedilebiliniz.

Safevi Devleti kuruluş sürecinde ve kuruluşundan sonra 1514 ve 1517 yılına kadar olan zaman diliminde Anadolu'nun siyasal coğrafyası şöyledir: Başkenti Elbistan olan Dulkadır Devleti geniş bir coğrafyaya egemendi. Maraş'ın tümü, Kayseri ve Sivas'ın birçok yöresi ile Yozgat, Çorum, Kırşehir gibi geniş bir alan Dulkadır Devletinindi. Dulkadır topraklarından büyük bir kitlenin Safevilere katıldığını biliyoruz. Dulkadırlılar, Safevilerde federasyonunun dengi olan "el" düzeyinde temsil ediliyordu. Dulkadır toprakları 1516 ve 1517 yıllarındaki Mısır sefer sırasında Osmanlı egemenliğine girdi.

Yine aynı dönemde, kuzeydeki uç noktası Divriği olan Memluk devleti yer alıyordu ki, Divriği'den Helep'e kadar olan bölge, Anadolu'nun en yoğun Türkmene sahip yeriydi. Bu bölgede yaşayan ve Halep Türkmenleri olarak da anılan Şamlular, Safevi Türkmenlerinin önemli bir bölümünü oluşturuyordu. Yeni - İl Türkmen grubu da bu bölgedeydi. Bu bölge, Çaldıran savaşından üç yıl sonra Mısır seferi sırasında Osmanlı egemenliğine girdi.

Fırat'ın doğusu Akkoyunlu toprağıydı. Akkoyunlu Türkmenlerinin Safevi Devletinde önemli görevler aldığını biliyoruz.

Görüldüğü gibi 1514 ve 1519'lara kadar Osmanlının egemen olduğu coğrafyadan Safevi Devletine dikkate değer bir göç olduğu söylenemez. Çünkü göçlerin büyük bölümü, Dulkadır, Memluk ve Akkoyunlu topraklarındadır. Osmanlı Devleti buralara 1514 ve 1517 yıllarında egemen olmuştur. Hatta; daha farklı durumları da görmek gerekir. Örneğin: Safevilerdeki Tekelü topluluğunu yalnızca Teke yarımadasından göçmüş Türkmenler olarak görmek yanlıştır. Çünkü, Halep ve Şam Türkmenleri içinde Tekelü adlı kalabalık bir oymağın olduğunu biliyoruz.

Kısacası; Osmanlı Devletinin coğrafyası ile Safevi Devletinin coğrafyası arasında Memluk ve Dulkadır devletleri vardır. Bu devletleri görmezlikten gelerek yorum yapılmaz. 

Safevi Devletinin birden ortaya hızlı bir şekilde çıkması ve Osmanlı topraklarında bulunan, Osmanlı ile barışık olmayan Türkmenleri de etkiler endişesi nedeniyle, II. Bayezid'i önlemler almaya zorladı. İlk olarak Anadolu sancak beylerine, "Yukarı tarafa varan Erdebil sûfilerinden varışta ve gelişte bulunanın siyâset idesiz." gibi birçok fermanlar göndererek yakalanarak asılmalarını emretti.

Bu dönemde Dulkadır, Memluk ve Akkoyunlu devletlerinde olduğu gibi, Osmanlı Devleti içerisinde bulunan ve Osmanlı idaresinden memnun olmayan Türkmenlerde de bir hareketlilik görülmektedir. İlk hareketi başlatan Şah Kulu Baba oldu. Birçok araştırmacılar tam da bu dönemin Pir Sultan'ın doğduğu yıllara rast geldiğini söylemektedirler.

ANADOLU HALK HAREKETLERİ

Şahkulu Ayaklanması

Şahkulu'ndan önce 1501 yılında Taş-İli Türkmenlerinden Nasuh adlı birisinin önderliğinde bir ayaklanmanın olacağı, Osmanlı idaresi tarafından önceden haber alınmış, Karaman Valisi Şehzade Şehinşah ve Mesih Paşanın gayretleri ile ayaklanma önlenmeye çalışılmış ve "laf anlamadıkları" görülünce, çoluk çocukları ile İstanbul'a sürülmeleri II. Bayezid'ten istenmişti.

Şahkulu Ayaklanması Teke yöresi Türkmenlerinin Osmanlı yönetimine karşı başkaldırı hareketidir. Safevi tarihçisi Hasan Rumlu, Şahkulu hakkında şu bilgiyi vermektedir.

"Tekeli Şah Kulu Baba, Hasan Halifenin oğludur. Hasan Halife iki kez Sultan Haydar'ın hizmetinde bulundu. Hazret onu sûfîlerden kırk kişiyle birlikte çilehaneye gönderdi. Her birine de , kırk günlük yiyecek ve içecek olarak, bir testi su ve bir parça ekmek verdi. Sürenin bitiminde çilehaneden çıktıklarında hepsi yiyeceklerini bitirmişlerdi ancak, Hasan Halife kendisiyle götürdüklerini aynen dönemin en büyüğüne geri getirdi. Mükemmel Mürşit, ona izin verdi ve Teke vilayetine gönderdi. O da orada kendi evine yerleşti..."  

II. Bayezid'in oğlu Sultan Korkut'a verilen Teke ili halkının Osmanlı ile araları pek hoş değildi. Osmanlı tarihçisi Hoca Sadettin bura halkı için şöyle demektedir: "Ama ol diyarda yaşayan Türklerin varlıkları doğuştan yaramaz olup, yaradışlarından dik başlı olduklarından başka, huysuzluk da onların aşağılık yapılarında ikinci bir huy gibiydi. Ol insanlıktan  eksik kişilerin nifakla dolu yüreklerinde bin bir türlü fesat gömülü olup, her biri insan biçiminde laf anlamaz hayvana benzer kişilerdi."

Buna karşılık Tekeli Baba diye ün salan Şahkulu, Antalya'nın Korkudeli ilçesine bağlı Yalımlı/Kızılkaya doğumlu ve Şah İsmail'in babası Şeyh Haydar'ın halifesidir. Kedisini çevresine sevdirerek, etrafına binlerce adam topladı.

Bu sıralar II. Bayezit'in oğulları arasında da taht kavgası başlamıştı. Şehzade Korkut, kardeşlerinden İstanbul'a daha yakın olmak ve eski sancağı olan Saruhan sancağını zorla ele geçirmek üzere, Antalya'dan Manisa'ya doğru yola çıktı (29 Mart 1511). Şehzade Korkut'un sancağın yönetimini başsız bırakarak adamları ile gitmesini, Padişah II. Bayezit'in ölümü nedeniyle ve Şehzadenin tahtı ele geçirmek için İstanbul'a gittiğini yorumlayan yöre halkı Şahkulu'nun etrafında toplanarak kendilerine lider seçtiler. Osmanlı şehzadelerin kavgasından yararlanmak isteyen Şahkulu, ilk önce Şehzade Korkut'un arkasından yola çıkarılan hazinesini ve diğer mallarını ele geçirmek için Elmalı köyü yakınında yağmalayarak ayaklanmayı başlattı.

Bu dönemde Osmanlı Padişahı II. Bayezit ülke sorunları ile ilgilenmiyor ayrıca bu sorunların çözümlerini vezirlerine bırakmıştı. Vezirler ise ülkede dirlik ve düzeni sağlayacağı yerde halkın mallarını ellerinden alıyor, rüşvet alabildiğine yaygınlaşmış ve tımar sahiplerinin birçoklarını ellerinden tımarları alınmış ve rüşvet karşılığı başkalarına verilmişti. Halk yaşamlarından bıktırmışlardı. Bu yüzden Şahkulu'nun gücü 20 bin kişiyi bulmuştu.

Bu dönemde Anadolu beylerbeyi olan Karagöz Paşa da kuvvetlerini toplayıp bunların üzerine yürüdü. Şahkulu ve adamları üzerlerine gelen Osmanlı güçlerini dağıtarak adamlarının moralini yükseltti. Bu moralle Kütahya üzerine yürüdü. Bunu duyan Karagöz Paşa tekrar kuvvet toplayıp, başına da kendisi geçerek Şahkulu'nun üzerine yürüdü. İki tarafın kuvveti de Kütahya önlerinde karşılaştılar. Şahkulu tarafı yine Osmanlı kuvvetini dağıttılar ve Anadolu Beylerbeyi Karagöz Paşa da savaş meydanında öldü (16 Mayıs 1511). Şahkulu ve adamları Kütahya'yı ele geçirdiler. Buradan Bursa üzerine yürümeyi bazıları önerdi ise de, Şahkulu bu öneriyi "Elimizde henüz sığınacak bir kalemiz yoktur" diye reddetti.

"Bu sırada ol edepsiz Türklerin davranışları ve yaramazlıkları aralıklı aralıklı taht kendine duyurulmakta idi." (Hoca Sadettin Efendi age). Bunun üzerine II. Bayezit, sadrazamı Hadım Ali Paşayı ayaklanmayı bastırmak için görevlendirdi. İstanbul'dan kapıkulu askerleri ile 14 Haziran 1511 günü yola çıktı. Ayrıca Anadolu beyliklerine de haber göndererek kuvvetleri ile kendisine katılmaların söyledi. Aslında Hadım Ali Paşanın gerçek amacı Şehzade Ahmet'le buluşarak onu tahta oturtmaktı.

Bu sırada Şehzade Selim de adamları ile birlikte Rumeli topraklarında idi. Öbür taraftan Şehzade Ahmet'te Ali Paşanın kuvvetleri ile buluşmak üzere Amasya'dan yola çıktı.

Hadım Ali Paşa ve Şehzade Ahmet kuvvetleri ile Germiyen topraklarında buluştular. Teke ilinde Kızılkaya boğazına çekilen Şahkulu'nun üzerine yürüyen Ali Paşa, dağlık bölgede Şahkulu'nu kuşatmaya çalıştıysa da, Şahkulu kuşatmayı yarmayı başardı (2 Temmuz 1511). Şahkulu'nun peşini bırakmayan Ali Paşa onları Sivas'ın Gökçay köyü  yakınlarında sıkıştırarak savaşamaya zorladı (12 Temmuz 1511) Gökçay savaşında Ali Paşa ve Şahkulu'da öldüler. İki tarafta birbirlerine üstünlük sağlamadan geri çekildiler. İhtiyatta bekleyen Şehzade Ahmet Şahkulu'nun adamlarını takip etmeyerek, kendi askerlerini ve savaştan geriye kalan Hadım Ali Paşanın askerlerini de alarak Amasya'ya gitti. Şahkulu'nun adamlarından geriye kalanlar ise Şah İsmail’e sığınmak için Tebriz'e gittiler.

Fakat, Şakkulu ayaklanmasına Şah İsmail olumlu bakmadı. Birinci nedeni Osmanlı ile takışmak istememesi, ikincisi ise; ayaklanmacılar Gökçay savaşından sonra Savevi Devleti'ne giderken yolda bir kervanı soymaları, kervancıları öldürmeleri ve bazı köyleri yağmalamaları nedeni ile, ayaklanmacıların ele başlarını öldürttü, geriye kalanları ise kendi gücüne kattı.

Nur Ali Halife Ayaklanması

Nur Ali, Şah İsmail'in Tokat bölgesi halifelerinden idi. 1511 yılında Şahkulu ayaklanmasından sonra, Osmanlı şehzadeleri arasında saltanat kavgaları başlamıştı.

Nur Ali Halife ise Tokat, Amasya, Çorum, Yozgat ve Sivas yöresindeki Avşar, Varsak, Bozoklu, Karamanlı, Turgutlu, Hamidelili, Tekeli gibi Türkmen aşiretleri toplayarak ayaklanmayı başlattı.

20 Temmuz 1512 yılında Göksu'da yapılan çarpışmada, Osmanlı kuvvetlerin yöneten Bıyıklı Mehmet Paşa, Nur Ali Halifenin de başı da içlerinde olmak üzere, 600 adamının da burnunu keserek İstanbul'a gönderdi. Nur Ali Halifenin kaçıp kurtulan adamları Şah İsmail'e sığındılar.

Bozoklu Celal Ayaklanması

Yavuz Sultan Selim'in peşpeşe savaşlarından dolayı Anadolu halkı üzerindeki ağır vergilerden dolayı perişan olmuşlardı. Halk Osmanlı idaresinden hiç memnun değildi. 1717 yılında memnun olmayan Türkmen toplulukların başına geçen Bozoklu Celal Osmanlıya karşı ayaklanmayı başlattı. Tokat, Bozok (Yozgat) ve Amasya yörelerini denetimine alan isyancılara, Osmanlı idaresinden memnun olmayan yöredeki sancak beyleri ve görevliler de isyancılara katıldılar.

Yavuz Sultan Selim ayaklanmayı bastırmak için Rumeli beylerbeyi Ferhat Paşayı görevlendirdi. Yardımcılığına da Dulkadır beyi Şehsuvaroğlu Ali Bey atadı. Ferhat Paşa İstanbul'dan yola çıkarken, Ali Bey de Elbistan'dan ayaklanmacıların üzerine yürüdü. Bunu duyan Celal, Şah İsmail'e sığınmak için Sivas'a doğru yola çıktı.

Dulkadır beyi Şehsuvaroğlu Ali bey, Ferhat Paşanın kuvvetlerini beklemeden Bozoklu Celal'ın peşine düştü. Ali Bey, ayaklanmacılara Erzincan'ın Akşehir'inde yetişti. Çatışmada Dulkadırlı Ali Beyin kuvvetleri galip geldi. Şeyh Celal çatışmadan sağ olarak kurtuldu ise de sonradan yakalanarak başı kesildi ve İstanbul'a gönderildi (1518). Çarpışmadan kurtulan Şeyh Celal'in adamları Safevi topraklarına geçtiler.

Bundan sonraki XVII. Yüzyılın sonlarına kadar olan gerek dinsel ve gerekse dinsel olmayan ayaklanmalara "Celali Ayaklanmaları" adı ile anılmaktadır.

Şah Veli Ayaklanması

Şah Veli, Bozoklu Şeyh Celal'in müritlerindendir. Bozoklu Celal'in isyanından sonra Osmanlı yönetimi bu bölgedeki Kızılbaşlara karşı baskı ve kıyımını artırdı. Bunun üzerin 1519 yılında Şah Veli Kızılbaşların başına geçerek Osmanlıya karşı ayaklanmayı başlattı. Bu ayaklanmaya Keçeci ve Çanağılı Türkmenleri büyük destek verdiler.

Şah Veli eylemi Bozok, Tokat, Zile, Turhal, Amasya ve Erbaa yörelerinde etkili oldu. Bilhassa Şah Veli'nin Osmanlı paşalarından Şadi Paşayı yenmesi ile ünü arttı. Bu olay Yavuz Sultan Selimi, bir Kızılbaşın kendi paşasını yenmesi nedeni ile çok etkiledi. Bunun üzerine Rumeli Beylerbeyi Ferhat Paşayı bu ayaklanmayı bastırmak için görevlendirdi. Osmanlı kuvveti ile 24 Nisan 1519 tarihinde Sivas yakınlarında Kızılırmak üzerinde bulunan Şahruh Beğ köprüsü dolaylarında karşılaşan Şah Veli çatışmada yenildi. Kıyımdan kurtulan Şah Veli daha sonra Ulu Yörük aşiretine bağlı Cungar oymağı tarafından yakalanarak, Şehsuvaroğlu Ali Beye teklim edildi ve kesilen başı Yavuz Sultan Selim'e gönderildi.

Süklün (Sülünoğlu) Koca ve Baba Zünnün Ayaklanması

Süklün Koca hareketi her yönüyle ağır vergiler nedeniyle ezilen köylünün bir direniş hareketidir. 932 (1525-26) yılında Osmanlı zaptiyelerince, Bozok (Yozgat) Türkmenlerinden Süklün boyunun beyi olan Musa’nın (Süklün Koca) köyüne gelerek, Süklün Koca’dan verginin dışında 200 akçe haraç istediler. Süklün Koca bu paranın fazla olduğunu, bunlara 100 akçe verebileceğini söyledi. Osmanlının adamları bu öneriyi kabul etmediler ve üstelik Süklün Koca’nın yanında bulunan bir Alevi dedesinin sakalını ve bıyığını da keserek, Alevi inancına birçok hakarette bulundular. Bunun üzerine Süklün Koca, Dulkadir oğullarından Baba Zünnun’u yardıma çağırdı. Baba Zünnun, 20 Ağustos 1526 tarihinde etrafına topladığı adamları ile, Osmanlılara karşı eylemi başlattı. Önce o bölgenin Kadısı Muslihüddin’i, kâtibi Mehmet’i ve Sancakbeyi Mustafa’yı öldürdüler. Sivas vilâyetine saldırarak, Osmanlının mallarını yağmaladılar. Bunun üzerine Karaman Beylerbeyi Hürrem Paşa, İçel (Mersin) Sancakbeyi Bostancı Ali Beyi ve Kayseri Valisi Behram Beyi de yanına alarak isyancıların üzerine yürüdü. Baba Zünnun’un kuvvetleri, Hürrem Paşanın kuvvetlerini yenerek; Hürrem Paşayı, İçel Sancakbeyi Bostancı Ali Beyi, Kayseri Hakimi Behram Beyi öldürdüler.

Bunun üzerine Osmanlı Padişahı Kanûni Sultan Süleyman, isyanı bastırmak için Rumeli Beylerbeyi Hüseyin Paşanın komutasında Zülkadir kuvvetlerini, Maraş Valisi Mahmut Beyi, Adana Valisi Pirî Beyi ve Malatya Sancakbeyi Yularkıstı oğlu İskender Beyi görevlendirdi. Baba Zünnun ve adamları Osmanlının bu kuvvetlerini de yenilgiye uğrattılar. Bu savaşta Baba Zünnun ve Rumeli Beylerbeyi Hüseyin Paşa öldü. Bu yenilgiden sonra, Osmanlı Padişahı Kanûni Sultan Süleyman bu isyanı bastırmak için, Diyarbakır Beylerbeyi Hüsrev Paşayı görevlendirdi. Hüsrev Paşa Kürtlerden devşirdiği askerlerle isyancıların üzerine yürüdü. Baba Zünnun’un ölümünden sonra, başsız kalan isyancıları dağıtarak bir isyanı da böylece bastırmış oldular.

Bu eylem Bozok (Yozgat), Amasya, Tokat, Sivas, Maraş, Toros ve Çukurova yörelerinde etkili oldu.

Atmaca Ayaklanması

Osmanlının Türkmenler üzerinde baskısından ötürü, önceden beri devam eden isyanlar, Süklün Koca ve Baba Zünnun isyanından sonra daha da hız kazanarak devam etti. Bu isyandan sonra yine, 1526 yılında “Atmaca Ayaklanması” adı altında, Türkmenler bir isyan daha yaptılar. Fakat bu uzun sürmedi ve aynı yıl bastırıldı.

Zünnünoğlu Halil Ayaklanması

Türkmenler tarafından yine Süklün Koca, Baba Zünnun ve Atmaca ayaklanmasından sonra Kızılalbaşlar üzerine ardı arkası kesilmeyen kıyım ve baskılar nedeniyle Bozok, Tokat ve Sivas bölgesinden topladığı adamları ile Zünnünoğlu Halil eylemi başlattı. Bu eyleme en büyük desteği Hubyar tekkesinin piri Hubyar Abdal ile birlikte Hisarbeğli, Oymacı, Ağca Koyunlu, Mesutlu ve bölgede bulunan diğer Kızılbaş Türkmen aşiretleri.

Eylemi bastırmak için Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman tarafından görevlendirilen Rum (Sivas) beylerbeyi Rüstem Paşa eylemcilerle Unavur denilen yerde karşılaştılar ve Osmanlı güçleri burada bozguna uğradı. Bunun üzerine ayaklanmayı bastırmak için bu görev saray tarafından Diyarbakır Beylerbeyi Hüsrev Paşaya verildi. Bunu duyan Zünnünoğlu Halil, Hüsrev Paşanın kuvvetleri karşısında tutunamayacağını anlayınca, Safevi Şahı Tahmas'a sığınmak için yola çıktı. Fakat Hüsrev Paşa, Erzurum'un Pasin Ovası'nda eylemcilerin önünü kesti. Çıkan çatışma sonunda Zünnünoğlu Halil kıyımdan kurtuldu ama, isyancıların büyük bir bölümü kıyımdan kurtulamadı. Hubyar Abdal ise bugünkü Hubyar köyü sınırları içerisinde bulunan Tekeli Dağı eteklerindeki Gürgençukuru diye bilinen ormanlık alana gizlenerek çalışmalarını burada sürdürdü.

Domuzoğlan Ve Yenice Bey Ayaklanması
 
Yine, Türkmenler 1526 yılından önceki eylemlerden etkilenen, Adana Sancağı’nın Berendi Bucağı’nda Domuzoğlan adıyla anılan ve Tarsus Sancağı’nın Ulaş Bucağı’nda Yenice Bey (Kara İsa) önderliğinde bir ayaklanma daha yaparlar. Bu ayaklanma da Adana Valisi Piri Bey tarafından bastırıldı.


Veli Halife Ayaklanması

Yine, 1526 yılında Adana iline bağlı, Karaisalı Türkmenlerinden Mustafa oğlu Veli Halife, kendisi Şah İsmail’in halifesi olduğunu söyleyerek bir ayaklanma başlattı. Tarsus üzerine yürüdü. Adana Valisi Piri Beyin kuvvetleri ile karşılaştılar. İki tarafta çok kayıp verdi ve sonunda Veli Halife’nin yandaşları dağıtıldı.

Kalender Çelebi Ve Ayaklanması

Osmanlılar tarafından, Anadolu Türkmenleri üzerine yapılan baskılar ve Kızılbaş Türkmen kıyımı; Anadolu Kızılbaş Türkmenlerce “Ser Çeşme”nin başı kabul edilen Hacı Bektaş Veli’nin soyundan gelen  Kalender Çelebi’yi, bu baskılara ve kıyımlara karşı harekete geçirdi. İsyanını çıkış nedenini Haydar Ali Avcı, "Bize de Banaz'da Pir Sultan Derler" kitabında şöyle açıklamaktadır.

1- Anadolu'yu kasıp kavuran yokluklar
2- Toplumun üzerindeki kesintisiz süren baskı ve kıyımlar.
3- Halkın üzerine çeşitli adlar altındaki kaldırılamayacak ölçüde ağır olan vergiler yoluyla yağma ve talan edilmesi ve bunun sonucunda ortaya çıkan aşırı yoksulluk.
4- Sultanın kulları sayılan toplumun sürekli sunu gelmez seferlere götürülmesi ve gidenlerden birçoğunun gelmemesi.
5- Türkmen kökenli tımarlı sipahilerin tımarlarının ellerinden alınması.
6- Adalet dağıtmakla yükümlü kadıların adaletsizliği ve başını alıp yürüyen rüşvet ve yolsuzluk.
7- Bitmek bilmeyen sıkıntılardan bunalan toplumun devlet idaresindeki hoşnutsuzluğu.

Kalender Çelebi, kısa bir zamanda Osmanlı baskısı ve zulmünden bıkan, yoksul Alevi-Sünni Türkmen köylülerini, küçük toprak sahiplerini, topraksızları, kentli ve kasabalı yoksul kesimi, Dulkadırlı Türkmenleri, tımar sahiplerinden 30 bin kişiyi etrafında toplamayı başardı. Bu konuda Peçevi İbrahim Efendi şu bilgileri verir: “Adı geçen Kalender Şah o kadar güç ve itibar kazandı, o kadar kalabalık bir topluluğun başı oldu ki, böylesi şimdiye dek hiçbir asiye nasip olmuş değildi. Işık ve Abdal diye anılan ne kadar inancı ve eylemi bozuk kimseler var idiyse yanına toplayıp yirmi, otuz bin kadar eşkıyadan oluşan büyük bir çete meydana geldi...”
Kalender Çelebi ayaklanması, Osmanlılara karşı o güne kadar olan ayaklanmaların en güçlüsü idi. O nedenle, bu ayaklanmayı bastırmak için Osmanlı Sadrazamı ve başkomutanı olan İbrahim Paşa görevlendirildi. İbrahim Paşa, yanına üç bin yeniçeri ve iki bin sipahi alarak Üsküdar’dan yola çıktı.
İbrahim Paşa, Aksaray sancağına varınca kuvvetlerine, Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa ve Karaman Beylerbeyi Mahmut Paşanın da kuvvetleri katıldı. İbrahim Paşa, Anadolu Beylerbeyi Behram Paşa ve Karaman Beylerbeyi Mahmut Paşa komutasında, eyaletlerindeki tımar ve zeametlerden oluşan bir kuvveti, Kalender Çelebi üzerine gönderdi. Kalender Çelebi ile Tokat yakınlarından “Cincilfe” denilen yerde 27.5.1527 günü karşılaştılar. Kalender Çelebi kuvvetleri: Behram Paşa ve Mahmut Paşayı, Alaiye Beyi Sinan Beyi, Amasya Beyi Koça Beyi, Mustafa Beyi, Anadolu Tımar Defterdarı Nuh ve Karaman Kethüdası Şeyh Mehmet'te içlerinde olmak üzere, Osmanlının birçok adamlarını savaş meydanında öldürdü. Bu yengi, Kalender Çelebi’yi daha da güçlendirdi. Yeni katılımlarla kuvvetini kırk binlere çıkardı.
Kalender Çelebi’yi vuruşma yoluyla alt edemeyeceğini anlayan Osmanlı, daha önce Dulkadir tımar beylerinin elinden almış olduğu toprakları, tekrar onlara vereceği ve ayrıca ne isterlerse isteklerinin yerine getirileceği vaadinde  bulundu. Bu vaat üzerine, Dulkadirlerden Boşatı, Dokuzbey, Karaçalu beyleri, Kalender Çelebi kuvvetlerinden ayrıldı. Bunların ayrılması, Kalender Çelebi kuvvetleri içerisinde moral bozukluğu yarattı ve Kalender Çelebi kuvvetlerinde bir çözülme görüldü.
Kalender Çelebi, yanında kalan az bir adamlarıyla Nurhak dağlarına çekildi. 22.6.1527 tarihinde burada Osmanlı kuvvetleriyle tekrar çarpıştı. Osmanlı kuvvetleri, Kalender Çelebi’nin adamlarını dağıttı ve hepsini kılıçtan geçirdi. Bu çarpışmada, Kalender Çelebi’nin ve yanında sadık adamlarından Dulkadir Beyi oğullarından Veli Dündar’ın kellesi kesilerek, İstanbul’a Padişah Kanûni Sultan Süleyman’a gönderildi.

Bunlardan başka XVI. yüzyılın ikinci yarısında da ayaklanmalar durmadı ve devam etti.   1580 yılında Antalya'nın İstanoz bucağına bağlı Aktaş köylü Şahgeldi, Osmanlıya karşı bir ayaklanma başlattı. Bu ayaklanmada kanlı bir biçimde bastırıldı.

Ayrıca 1577-1590 yılları arasında 3 kez "Düzmece Şah İsmail" ayaklanmaları oldu. Öncekilerde olduğu gibi bu eylemler de bastırıldı.

XVI. YÜZYILDA OSMANLI'DA EKONOMİK DURUM

Bu konuda Prof. Dr. Mustafa Akdağ şöyle demektedir:
"İktisadi darlık artmakta devam ediyordu. Halkın ödeme gücü gittikçe düşerken, harp yeni masraflar ve fedakarlıklar istemekteydi. Vilayet idarecileri ve vergi toplama memurları, daima kanunî miktarda fazla para ve mal istemelerine devam ediyorlar, pek çok şikayetlere rağmen,hükümet bunlara karşı hiçbir şey yapamıyordu. (...) Yalnız Anadolu tarafında değil,Rumeli ve hatta İstanbul'da da fazlaca bir asayişsizlik vardı. (...) Köylü sınıfından çiftini bozanların miktarı gittikçe artıyordu. (...) Geniş halk tabakalarıyla idareci sınıfı arasında büyük bir didişmenin çıkması için bütün şarlar mevcuttu." 

Yine Asım Bezirci'nin aktardığına göre, Sivaslı Şeyh Recep Necmü'l-Hüdâ, fi Menâkıb-ı Şeyh Ebü's-Sehâ adlı eserinde bu korkunç durumu şöyle anlatır:

"Toprak baştan başa sahipsiz, boş ve muattal kaldığından kıtlık ve açlık başladı. Fakir halk ot yapraklarını, ağaç kabuklarını, daha sonra çöplüklerde ve yollarda buldukları cifeleri yediler. Kurtlar gibi köpekleri, kedileri avladılar. Kedi, köpek de kalmayınca halk kokmuş hayvan kanlarını, lâşelerini ve nihayet çocuklarını boğazlayıp yemeye başladılar. (...) Fakırlık, açlık insanları böyle kötü akıbetlere, ağır fenalıklara sev keder." 

KIRIMLAR VE FETVALAR

Osmanlı yönetimi XVI. yüzyılda yani Pir Sultan'ın yaşadığı dönemlerde birçok fetvalar çıkararak Anadolu'da Kızılbaş Türkmen katliamı yaptı.

Örneğin, Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşına çıkmadan, "Bundan önce ayağı uğurlu Padişah, Rum diyarında yerleşmiş bulunan Kızılbaş tutkunlarının ve Alevi tavşanlarını araştırmak için ülke yöneticilerine uyulması gerekli buyruklar gönderüb, yediden yetmişe varınca ol yaramazlardan idüğü saptanan eşkıyanın adları defter olunub mutlu kapıya bildirilmesine ferman-ı hümayûn çıkmıştı. Cihanda geçerli bu buyruk gereğince yöneticilerin araştırma ve taramalarıyla sayıları kırk bini bulan bunların kimi ortadan kaldırılıp, kimi de hapse attırıldı. 

Bu dönem Osmanlı fetvalarına baktığımızda, aşağıdaki nedenlerden dolayı birçok fetvalar çıkarılarak, Anadolu'daki Kızılbaş Türkmenlerin birçokları işkenceler gördü, zindanlara atıldı ve öldürüldü.

İstinat edilen suç unsurları:

       * Kızılbaş/Rafızî/Hurufi olmak,
* Rafızî kitapları bulundurmak,
* Oruç tutmamak,
* Namaz kılmamak, hutbe dinlememek,
* Saz çalıp, semah dönüp, cem yapmak,
* Yunus Emre'den değişler söylemek,
* Yezid'e lanet okumak
* Ebubekir, Ömer ve Osman'ı sevmemek,
* İsa'nın Muhammet'ten üstün olduğunu söylemek,
* Ezan okunurken "bin kez çağırsan bizden sana gelecek olan yoktur" demek,
* "Kalabalık cennetten, tenha cehennem yeğdir" demek,
* Şarap içmek,
* Ahrete inanmamak,
* "İnsan Tanı'nın bir parçasıdır, ona tapmak gerekir" demek,
* "Emir" olmadığı halde başa yeşil sarık sarmak,
* Rum eyaletine Mehdi geleceğini söylemek,
* Kös ve nakkare çalarak dolaşmak,
* Hallacı Mansur'un haksız yere katledildiğin söylemek gibi şeyler eylemde bulunanlar hakkında birçok fetvalar çıkartarak, Anadolu Kızılbaş Türkmenleri üzerlerinde baskılar kuruldu. 
Bundan ötürü Anadolu'da sık sık ayaklanmalar oldu. Alevi Türkmen halk hareketleri de eksik olmadı. Pir Sultan da sazı ve sözüyle onları destekledi. Baskı ve zulmü kaldırmak, adaleti sağlamak ve hakça bir düzen kurmak için canların bir olmasını istedi.

 




Gönderen E.Sahin, Perşembe, 20 Kasım 2008 23:31, Yorumlar(0)
Yorumlar


MKPNews ©2003-2008 mkportal.it
 
Copyright © 2004 Her hakkı saklıdır.Bilgiler İzinsiz Kullanılamaz
Webmaster E.Şahin & H.Ulaş


MKPortal ©2003-2008 mkportal.it